Bergen

Bergen

“Gördüğünüz gibi harika bir tabiata sahibiz, alt yapımız mükemmel, sağlık hizmetlerinin tamamı, ana okulundan doktora çalışmasına kadar eğitim bedava. Fert başına düşen milli gelirimiz 35 – 40 bin Euro arasında, hiçbir gelecek endişemiz yok ama intiharda dünya birincisiyiz, bunun sebebini de anlayamıyoruz” diyordu Norveçli rehberimiz. 8. – 11. yüzyıllarda Avrupa kıyılarını yağma eden, hatta 885 yılında 700  tekne ve 30 bin askerle Sen nehri yoluyla Paris’e kadar giden, kuzeyin savaşçı kavmi Vikingler’in en has torunlarının ülkesi Norveç’in şirin şehri Bergen’deyiz. 872’de kurulan, zaman zaman Danimarka ve İsveç’in idaresinde kalan, 1905 yılında ise tam bağımsızlığını kazanan Norveç krallığının eski başkenti ve ikinci büyük şehri olan Bergen’in nüfusu 250 bin civarında. Tarihi 1070 yılına uzanan şehir, hemen bütün kadim kentler gibi 7 tepenin üzerinde değilse de 7 dağın arasına kurulmuş. Zaten kelime olarak Bergen, “dağın vadisindeki yeşillik” demekmiş. Norveç kıyılarının en çarpıcı görüntülerini oluşturan binlerce fiyorttan birisinin kıyısındaki Bergen’e “fiyortlar başkenti” de denilmekte. Dağ yamaçları arasında karanın kilometrelerce içlerine uzanan ince uzun deniz kolları olan fiyortlar, milyonlarca yıl önce tamamı buz kaplı ülkede buzulların erirken oyduğu vadilere deniz suyunun dolmasıyla oluşmuş. Bazıları 1350 metre derinliğe kadar ulaşan fiyortlardan Bergen’dekinin  1000 metre civarında olması insanı ürkütüyor ve “Allah kimseyi fiyorda düşürmesin” dedirtiyor. Bizim 80- 100 metrelik boğazımızın Emirgan sahillerinde her gün yürüyen bendeniz, bu korkuyla Bergen fiyordunun kenarında değil de karşı kaldırımlarında dolaşıyorum.

Fiyordun kıyıları sadece yat limanı olarak değil dünyanın her yerinden turist getiren devasa gemilere de iskele olarak hizmet ediyor.  Bergen’de bir zamanlar dünyanın en uzun ve kalın halatları yapılırmış. Eh, böyle derin denize de öyle halatlar yakışır. Limanın en mutena yerinde gelin gibi bembeyaz ve süslü koskoca bir yelkenli dikkati çekiyor. 1914’de Almanya’da yapılıp 1923’de Bergen Gemi Şirketince satın alınan bu eğitim gemisi hala Bergen’in yelkencilik geleneklerini sürdürmeye devam ediyor.

İşte her sabah yeniden kurulup akşam üzeri kaldırılan balık pazarı. Balık pazarını görünce de Turing’e yakasını kaptırdığı için bu geziye gelemeyen Haluk Dursun Hocamızı yad ediyorum. Birlikte dünyanın her köşesinde ne pazarlar gezdik, ne balıklar yedik. Fakat burada ayrı kaldık. Hadi neyse balık yalnız da yenilir de seyahatlerimizin geleneği haline gelen akşamüstü fasıllarını kimle yapacağım? Bu denizlerin en meşhur balığı somon, ızgarası kıvamında yapılırsa bizim lüfer kadar olmasa da bayağı lezzetli oluyor.

Unesco tarafından dünya kültür mirası olarak ilan edilen Bergen’de tarih boyunca ağaç bol, ucuz ve kaliteli olduğundan bütün binalar ahşap olarak yapılmış. O kadar ki, şehrin ayaktaki en eski yapısı olarak bilinen Azize Mary kilisesi 13.asırda inşa edilirken Bergen’de taş ustası bulunamadığından dışarıdan getirilen yabancı işçiler tarafından tamamlanabilmiş. 

Bergen daracık patika sokakların iki yanına dizilmiş, minicik, şirin, bakımlı ve rengarenk ahşap evleriyle kendini sevdiren bir şehir. Fiyort kıyısında, bizim Arnavutköy’deki sıra yalıları hatırlatanlar ile şehrin iç kısımlarında bulunan yüzlerce tahta binanın çoğu 1702’de çıkan yangın sonrası asıllarına sadık kalınarak yapılmış ve kullanılarak korunmakta.

Bergen sadece turistik özellikleri bakımından değil; kültür, sanat, bilim ve ticarette de önemli bir şehir. Dünyanın en eski senfoni orkestralarından biri 1765’de, yine  Norveç’in ilk milli tiyatrosu 1850’de burada kurulmuş. Dr. Hamsen, cüzzama yol açan organizmayı ilk defa Bergen hastanesinde keşfetmiş. Günümüzde de önemli bir yanık tedavi merkezi ile ortopedik hastalıklar merkezi Bergen Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışıyor.  

Arapların 1970 yıllarında uyguladığı petrol ambargosu sırasında yapılan çalışmalar sonunda Kuzey Denizinde Batı Avrupa’nın en zengin petrol ve doğalgaz kaynakları bulunmuş. Bu da Bergen’in ticari merkez olarak önemini arttırmış.

Bergen’de yılın beşte dördü kapalı ve yağmurlu bir gökyüzü altında geçiyor. Ağustos ayı ortalaması bile 16 gün yağmur. Bol yağış sebebiyle şehir zaten kendiliğinden yemyeşil, bir de her yere rengarenk çiçeklerle donatılmış parklar yaparak bu güzelliği daha da pekiştirmişler. Şehrin içindeki deniz 100 metre derinliğinde, hemen her gün üstlerinde yağmur, buna rağmen Bergenliler suya doymamış olmalılar ki şehrin her yerini irili ufaklı, türlü çeşitli onlarca havuzla doldurmuşlar.

Şehrin etrafındaki 7 dağın en alçağı olan 320 metrelik Floien tepesine çıkan finüküler sistem 1918’de açılmış. Modern vagonlarla yapılan 8 dakikalık bir yolculukla, çok kaliteli bir konaklama tesisinin de bulunduğu tepeye çıkarak şehrin muhteşem manzarasını temaşa edebiliyorsunuz. Aynı günde 3 öğün çıkarak sissiz ve yağmursuz bir hava yakalamaya muvaffak oldum ve fotoğraf çekebildim. 7 dağın en yükseği olan 643 metrelik Ulriken tepesine ise ayağımı yerden kesmeye cesaret edemediğimden teleferik ile çıkamadım.

sonraki Kuveyt
Kuveyt

Yorum yapın

Bülent Katkak “Gezerken Çektiklerim” adlı fotoğraf arşivini yayınlayarak; dergi, gazete, internet sitesi, haber yazısı gibi benzeri yerlerde kaynak belirtip amacına uygun kullanan herkes için bedelsiz olarak kullanım hakkı sağlamak istemiştir. Fotoğrafları kullanırken “Bülent Katkak arşivinden” ibaresini kullanmanız zorunludur.